20 Ekim 2011 Perşembe

En oida, oti ouden oida*

 
“…bir şeyin ‘gerçek’inden bu denli emin bir biçimde söz etmenin güveninden ürker; bu güvenin burnu büyüklüğünde temel bir yaşam bilgisi noksanlığı sezerim hep. Çünkü, bence bu kadar emin olmak, bilgi ile değil, yaşama azlığı, deneyim kıtlığı ile açıklanabilir. yaşama sahiden bulaşmış olan insanlar, ‘gerçek’ten ya da ‘gerçek’lerden dem vururken daha temkinli olur, bu çeşit konularda çoğul terazi kullanırlar."  M. Mungan
 Bir şeyin gerçekliğinden emin olmanın rahatlığı karşısında, sürüp giden şüphe duygusu acı verici. Hayatı veya hayatın içinde bir anı/durumu/olayı sorgularken, dönüp dönüp içine bakarken silkeliyor, hırpalayıp duruyor kendini şüpheci. Ama tam da bu sebeple, şüphe duyan gerçeğe en çok yaklaşan oluyor. Zira bir önermeyi doğru kabul edip, içselleştiren ve karşısına çıkan her benzer durumda kıyas yoluyla bu bilgiyi kulanıp hazıra konan bireyin aksine, şüpheci her fırsatta doğru kabul edilenleri sorguluyor, tartıyor...Her daim huzursuz ve sancılı olsa da, bu yönüyle şüpheci  daha devrimci, değişime daha açık ve hatta daha demokratik...Sabit fikirli kendi doğrularını değişmez kabul eder ve insanları kendi doğrularına göre sınıflandırırken, şüpheci, sınıflandırmaları çok yönlü bir bakış açısıyla, en fazla "gerçeğe yaklaştıracak araçlardan biri" olarak ele alıyor. Dolayısıyla her olayı kendi ekseninde, yeniden ve olayın kahramanı olan bireylerin özgeçmişlerine daha az değer vererek yargılıyor...Biliyor ki iyilik ve kötülük, güzellik ve çirkinlik, bilgelik ve meczupluk, aşk ve nefret, mutluluk ve acı bireyin ve hayatın içinde sabit, birbirinden bağımsız ve saf halleriyle bulunmuyor, birbirinin içinde karışıyor, birbiriyle çatışıyor ve  her an değişiyor...

 * Tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğim. Sokrates

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder